Türk Medeni Kanunu uyarınca zina (sadakatsizlik), mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Ancak kanun koyucu, evlilik birliğinin devamı yönünde irade gösteren eşlerin durumunu da gözeterek bu konuda çok kesin bir sınır çizmiştir: Affeden tarafın dava hakkı yoktur. Sadakatsizlik eyleminin ardından gösterilen affetme iradesi, o eyleme dayalı olarak boşanma davası açma hakkını hukuken tamamen ortadan kaldırır.
Hukuken Affetme Sayılan Davranışlar Nelerdir? Affetme iradesi mahkemede sadece yazılı veya sözlü bir beyanla sınırlı tutulmaz. Eşlerin sadakatsizlik olayından sonra sergiledikleri bazı davranışlar da Yargıtay içtihatları doğrultusunda "zımni affetme" olarak kabul edilir:
Sadakatsizliği öğrenmesine rağmen evlilik birliğini hiçbir şey olmamış gibi sürdürmek, ortak konutta birlikte yaşamaya devam etmek.
Eşler arasında sadakatsizlik eyleminden sonra karşılıklı sevgi ve bağlılık mesajlarının, mektuplarının veya sosyal medya yazışmalarının bulunması.
Olayın ardından birlikte tatile gitmek, aile ziyaretleri gerçekleştirmek veya sosyal ortamlarda evliliğin sürdüğüne dair barışçıl bir tablo sergilemek.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler Sadakatsizliğe dayalı boşanma davalarında affetme olgusu yoksa, davanın yasal süreler içinde açılması gerekir. Kanuna göre boşanma sebebi olan sadakatsizliğin (zinanın) öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halükarda eylemin üzerinden 5 yıl geçmekle dava açma hakkı düşer. Eğer bu süreler içinde dava açılmamışsa veya bu süre zarfında eş açıkça ya da zımnen affedilmişse, aynı sebebe dayanarak yeniden boşanma davası ikame edilemez.
Boşanma davalarında affetme olgusunun varlığı veya yokluğu; mesaj kayıtları, tanık beyanları ve tarafların olay sonrasındaki yaşam biçimlerine göre Aile Mahkemeleri tarafından titizlikle incelenmektedir. Hak kaybına uğramamak ve iddiaların usulüne uygun ispatlanması için sürecin uzmanlıkla yürütülmesi hayati önem taşır.